Yavrucuğum ;
''Büyük lokma ye, büyük konuşma'' gibi muazzam bir atasözünü bana daha doğmadan hatırlatmaya başlamıştın. Sayende bütün konuştuğum büyük lafları yedim, keşke büyük lokmalar yeseydim.
''Elimde kaşıkla peşinden mi koşcam, çocuk da acıkınca elbet yer'' derdim bir zamanlar, yani senin annen olmadığım zamanlar.
İçtiğin meyvesuyunun üstünden 6 saat geçse bile sen acıkmıyorsun. Tüm orta yaş bayanları kıskandıracak acıkmama gibi bir özeliğin var. Bu özelliğin sayesinde evde, gittiğim gezmelerde, alışveriş merkezlerinde, parklarda vs. *bu liste uzar da gider* elimde hep biberonla ya da kaşıkla koşturuyorum.
Sen yemiyorsun hiçbirşey ama anacağızına afiyetler olsun konuştuğu bütün büyük lafları yiyor..
''AAA! Anneler tembelliklerinden açıyorlar televizyonu, oturtuyorlar el kadar bebekleri karşılarına keyf sürüyorlar'' lafımı da bana afiyetle yedirdiğini söylememe gerek yok sanırım.
Gece boyu lıkır lıkır sütlerini içen bebekler, sabahları da canavar gibi acıkıp kahvaltılarını lüpletiyorlar. Sen ise gece boyu içtiğin suyun seni tok tuttuğunu düşünüp sabah kahvaltını görünce öğürüyorsun.


İşte tam sen öğürmeye başladığında, ben de cinnet geçirmek üzereyken açıyorum BBC'yi.
''Come Outside'' diyor Aunty Mable; almış birtanecik köpeciği Pippin'i kucağına.
Oturuyoruz senle televizyonun başına izliyoruz Pippinin o günkü maceralarını..
Bazen yaramaz çocuklar görünce annelerinin sözünü dinlemeyen '' Amaaan ne haylaz çocuk yahu'' diyecek gibi oluyorum..
Diyemiyorum..
Dilimi ısırıyorum..
''Sakın Zelo sakın!!!'' diyorum..
Gel gör ki seni çok seviyorum..